deneme bonusu veren siteler deneme bonusu bonus veren siteler https://playdotjs.com/ deneme bonusu

Bonusverensiteler.com deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler bahis siteleri siyahbet giriş siyahbet giriş

TMMOB ve KESK’ten 6 Şubat depremleri açıklaması

SİVİL TOPLUM (Web Sitesi) - Web Sitesi | 07.02.2026 - 11:29, Güncelleme: 07.02.2026 - 11:29 1597 kez okundu.
 

TMMOB ve KESK’ten 6 Şubat depremleri açıklaması

KESK ve TMMOB Samsun’da 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük deprem felaketinde kaybettiğimiz canlar için anma programı düzenledi.
Anma programı kapsamında Çiftlik Caddesi Süleymaniye Geçidi’nde bir araya gelen KESK ve TMMOB üyeleri bilimin, kamusal denetimin ve yaşam hakkının yok sayılmasının nelere mal olduğunu bir kez daha hatırlattı. KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Niyazi BULUT yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen üç yılda acımız azalmadı; yaşadığımız yıkım ise daha da büyüdü. Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı sevgi, saygı ve özlemle anıyor; yakınlarını kaybeden herkese bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz. Bu ülkede depremlerde yaşamını yitiren yurttaşların sayısı hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmadı. AFAD ve resmî açıklamalara göre aralarında çok sayıda meslek odalarımız ve sendikalarımızın şube yöneticileri, üyeleri ve yakınlarının da olduğu 53.537 kişi yaşamını yitirmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ise depremler sonrasında 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir.   Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur.   6 Şubat depremleri, 11 ilimizi etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde; yıllardır sürdürülen rantçı, piyasacı, denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucudur. On binlerce bina yıkılmış, yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşın, depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır. Deprem, merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğini açık biçimde ortaya koymuştur. İlk saatlerde ve günlerde kurumlar arası eşgüdüm sağlanamamış, arama-kurtarma çalışmaları geç ve dağınık biçimde yürütülmüştür. Enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamını yitirmiştir. AFAD’ın kriz yönetimi kapasitesinin yetersizliği, arama-kurtarma ekiplerinin ve teknik donanımın eksikliği, haberleşme altyapısının çökmesi can kayıplarını artıran temel etkenler olmuştur. Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz.   Türkiye nüfusunun %75,8’i, yani neredeyse her dört kişiden üçü, aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin merkezleri değiştirilmemiş; aynı fay hatları üzerinde, depreme dayanıklı olmayan yapılar her defasında yeniden inşa edilmiştir. Bu yaklaşım, benzer acıların tekrar tekrar yaşanmasına neden olmuştur. Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç mühendis ve bir kaç müteahhide yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir.   21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.   Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!   Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir. Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır. Aradan geçen üç yıl içinde deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızın barınma, sağlık, eğitim, temiz su ve beslenme gibi en temel haklara erişimi hâlâ güvence altına alınamamıştır. Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiş; güvenli ve nitelikli konut üretimi kamusal, planlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamıştır. Yeniden yapılaşma sürecinin plansız ve denetimsiz biçimde yürütülmesi, yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir. Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir.   Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.   Evler ve yaşam alanları, zeytinlikler kamulaştırılmış, müteahhitlere peşkeş çekilmiş, güvenli barınma hakkı yok sayılmıştır.   Depremden Sonra Değil, Hemen Şimdi! Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır.   Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasp edilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir. Taleplerimiz Açıktır: Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve güvenli yapılar üretmenin tek yolu; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerinin bilimsel ve teknik doğrular temelinde, kamucu bir anlayışla eksiksiz uygulanmasıdır. Kentleşme ve barınma politikaları sermayenin kâr hırsına göre değil, toplumun yaşam hakkına göre belirlenmelidir. Tüm kamu binaları (okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler, hizmet binaları vb.) acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır. Afetlerin bir daha felakete dönüşmemesi için yapı denetim sistemi kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmeli, risk yönetimini esas alan bütünlüklü bir afet politikası hayata geçirilmeli ve meslek odalarının sürece etkin katılımı güvence altına alınmalıdır. Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır. Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır. Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır. Bilim çevreleri, emek ve meslek örgütlerinin de katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.
KESK ve TMMOB Samsun’da 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük deprem felaketinde kaybettiğimiz canlar için anma programı düzenledi.

Anma programı kapsamında Çiftlik Caddesi Süleymaniye Geçidi’nde bir araya gelen KESK ve TMMOB üyeleri bilimin, kamusal denetimin ve yaşam hakkının yok sayılmasının nelere mal olduğunu bir kez daha hatırlattı.

KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Niyazi BULUT yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşadığımız depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen üç yılda acımız azalmadı; yaşadığımız yıkım ise daha da büyüdü.

Yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı sevgi, saygı ve özlemle anıyor; yakınlarını kaybeden herkese bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Bu ülkede depremlerde yaşamını yitiren yurttaşların sayısı hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmadı. AFAD ve resmî açıklamalara göre aralarında çok sayıda meslek odalarımız ve sendikalarımızın şube yöneticileri, üyeleri ve yakınlarının da olduğu 53.537 kişi yaşamını yitirmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ise depremler sonrasında 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir.

 

Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur.

 

6 Şubat depremleri, 11 ilimizi etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde; yıllardır sürdürülen rantçı, piyasacı, denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucudur. On binlerce bina yıkılmış, yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşın, depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır.

Deprem, merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğini açık biçimde ortaya koymuştur. İlk saatlerde ve günlerde kurumlar arası eşgüdüm sağlanamamış, arama-kurtarma çalışmaları geç ve dağınık biçimde yürütülmüştür. Enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamını yitirmiştir. AFAD’ın kriz yönetimi kapasitesinin yetersizliği, arama-kurtarma ekiplerinin ve teknik donanımın eksikliği, haberleşme altyapısının çökmesi can kayıplarını artıran temel etkenler olmuştur.

Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz.

 

Türkiye nüfusunun %75,8’i, yani neredeyse her dört kişiden üçü, aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin merkezleri değiştirilmemiş; aynı fay hatları üzerinde, depreme dayanıklı olmayan yapılar her defasında yeniden inşa edilmiştir. Bu yaklaşım, benzer acıların tekrar tekrar yaşanmasına neden olmuştur.

Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç mühendis ve bir kaç müteahhide yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir.

 

21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.

 

Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!

 

Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir.

Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.

Aradan geçen üç yıl içinde deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızın barınma, sağlık, eğitim, temiz su ve beslenme gibi en temel haklara erişimi hâlâ güvence altına alınamamıştır. Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiş; güvenli ve nitelikli konut üretimi kamusal, planlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamıştır. Yeniden yapılaşma sürecinin plansız ve denetimsiz biçimde yürütülmesi, yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir.

Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir.

 

Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.

 

Evler ve yaşam alanları, zeytinlikler kamulaştırılmış, müteahhitlere peşkeş çekilmiş, güvenli barınma hakkı yok sayılmıştır.

 

Depremden Sonra Değil, Hemen Şimdi!

Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır.

 

Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasp edilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir.

Taleplerimiz Açıktır:

  • Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve güvenli yapılar üretmenin tek yolu; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerinin bilimsel ve teknik doğrular temelinde, kamucu bir anlayışla eksiksiz uygulanmasıdır. Kentleşme ve barınma politikaları sermayenin kâr hırsına göre değil, toplumun yaşam hakkına göre belirlenmelidir.
  • Tüm kamu binaları (okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler, hizmet binaları vb.) acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
  • Afetlerin bir daha felakete dönüşmemesi için yapı denetim sistemi kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmeli, risk yönetimini esas alan bütünlüklü bir afet politikası hayata geçirilmeli ve meslek odalarının sürece etkin katılımı güvence altına alınmalıdır.
  • Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.
  • Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır.
  • Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
  • Bilim çevreleri, emek ve meslek örgütlerinin de katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.

Samsun HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve karadenizhayat.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.