Samsun’da Yağmur Altında 1 Mayıs Kutlaması

Gündem (Web Sitesi) - Web Sitesi | 01.05.2026 - 17:43, Güncelleme: 01.05.2026 - 17:43 284 kez okundu.
 

Samsun’da Yağmur Altında 1 Mayıs Kutlaması

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Samsun’da da düzenlenen ve çok sayıda sendika ve kuruluşun katıldığı törenle kutlandı.
Kutlamalar, Lise Caddesi’nde toplanan katılımcıların Cumhuriyet Caddesi üzerinden Cumhuriyet Meydanı’na yürümesi ile başladı.  Yürüyüş boyunca sloganlar atılırken, çeşitli sendika ve meslek grupları pankart ve dövizlerle alanda yer aldı. Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalık, Saygı duruşunun ardından  1 Mayıs Tertip Komitesi temsilcilerinin yaptığı konuşmaları dinledi. Konuşmalarda emek, dayanışma ve çalışma hayatına ilişkin mesajlar verildi. Program, müzik eşliğinde devam ederken katılımcılar bir süre meydanda kutlamalarını sürdürdü. 1 Mayıs kutlama komitesini oluşturan Sivil Toplum Kuruluşlarının ortak metni  okundu. Metinde şu ifadelere yer verildi: “ Biz işçileriz, kamu emekçileriyiz, mühendisleriz, mimarlarız, hekimleriz, emeklileriz, gençleriz, işsizleriz…  Açlık sınırının 36 bin, yoksulluk sınırının 109 bin lirayı aştığı bu dönemde, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla soframızdaki lokma küçültülmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Emekliler "sosyal bir yük" değildir, yıllarca verilen emeğin karşılığını bekleyen hak sahipleridir. Seyyanen zam ve intibak yasası ile ekonomik hakları iyileştirilmelidir. İnsanca yaşayacak bir ücrete sahip olmalıdır. Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız. b Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: O DA EMEKTE BİRLEŞMEMİZDİR. Buradan; Doruk maden işçilerinin hakettikleri maaşlarını alamadıkları için yapmış olduğu eylem ve açlık grevi sonucundaki kazanımlarını alkışlıyoruz. Mücadele edenler her zaman kazanamaz ANCAK, KAZANANLAR HEP MÜCADELE EDENLERDİR. Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Örgütlenme hakkı temel bir haktır ancak bugün sendikal faaliyetler engellenmekte, grevler yasaklanmaktadır.  Memurların evrensel normlara uygun, grevli toplu sözleşme hakkının güvence altına alındığı sendika yasası hayata geçirilmelidir. Mağduriyetler sadece ekonomik değildir. İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Özellikle kadın çalışanlara yönelik şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır. Kamuda aynı işi yapmalarına rağmen sözleşmeli, 4B li, ücretli, kadro dışında kalanlar farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Taşeron işçilik son bulmalı, haksız ihraç edilen KHK’lılar işine dönmeli ve mülakat sistemi kaldırılarak liyakat esas alınmalıdır. . "Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır." Ayrıca engelli bireylerin istihdamı önündeki engeller kaldırılmalı ve erişilebilirlik sağlanmalıdır. Laikliğe saldırılar artarken kadın cinayetleri ve hak gaspları yaygınlaşmaktadır. Kadınlar, erkek şiddetine ve güvencesiz çalışmaya karşı dünyanın her yerinde isyan etmektedir. Genç işsizliği büyürken, çocuklar ÇEDES ve MESEM projeleriyle ağır iş koşullarına itilmektedir. Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir "Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır." Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı, çocuktan katil yaratılmadığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır. Çalışma hayatı ölüm saçmaya devam etmekte, "Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir." Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir. Sağlığın piyasalaştırılmasına ve 'Sağlıkta Dönüşüm' adı altındaki yıkım politikalarına karşı, herkes için parasız, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkını savunuyoruz. Sağlık emekçilerinin insanca yaşaması için emekliliğe yansıyacak tek kalem, güvenceli ve yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret öncelikli talebimizdir. Güvenli çalışma ortamlarının sağlandığı, sağlıkta şiddetin politik bir tercih olmaktan çıkarılıp cezalandırıldığı ve ücretsiz kreş imkanının sunulduğu bir çalışma yaşamı için alanlardayız. Sermayeye değil halka, ranta değil sağlığa bütçe ayrılana dek mücadelemize devam edeceğiz.Emperyalist barbarlık, Gazze ve İran çevresindeki savaşlarla emeği ve yaşamı yok etmektedir. "Ortadoğu’da, özellikle de İran hattında yükselen savaş çığlıkları; emperyalizmin 'demokrasi' maskesiyle kanlı ellerini coğrafyamıza uzattığını göstermektedir .ABD ve İsrail’in savaş politikalarına karşı barışı savunmak, aynı zamanda emeği savunmaktır. ABD ve İsrail’in emperyalist saldırganlıklarına dur denilmelidir. Hepimiz biliyoruz ki demokrasinin, adaletin, hukukun olmadığı bir yerde emekçilerin hakları da yok sayılıyor. Tam da bu yüzden ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğünden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına, seçme ve seçilme hakkından, sendikal hak ve özgürlüklere, haber alma hakkına kadar uzanan saldırılar sömürü düzenini güçlendirmek için yapılıyor. Eleştireni, sorgulayanı, soru soranı, hak, hukuk, adalet isteyeni susturmak için memlekette ne Anayasa ne de hak hukuk bırakmıyorlar. İktidar bu politikalarına rıza göstermeyen öğrencisinden, politikacısına, gazetecisine, sendikacısına, toprağına sahip çıkan köylüsüne kadar her kesime savaş açmış durumda. Eleştireni, sorgulayanı, soru soranı, hak, hukuk, adalet isteyeni susturmak için memlekette ne Anayasa ne de hak hukuk bırakmıyorlar. İktidar bu politikalarına rıza göstermeyen öğrencisinden, politikacısına, gazetecisine, sendikacısına, toprağına sahip çıkan köylüsüne kadar her kesime savaş açmış durumda. "Onlarca suç kaydı olanlar sokaklarda yeni suçlar işlemeye devam ederken seçilmiş siyasetçiler bulanık soruşturmalarla tutuklanıyor.  Kalemini satmayan gazeteciler, hakikatten yana söz söyleyen aydınlar, emekçinin hakkı için mücadele veren sendikacılar şafak operasyonlarıyla evlerinden alınıyor. Tek adam rejimi eliyle yargının araç haline getirildiği ve hukukun siyasallaştığı bu süreçte; kayyum atamaları ve siyasi davalar yoluyla halk iradesi gasp edilmektedir. Bu antidemokratik kuşatmaya karşı, emeğin haklarını ve demokrasiyi yeniden tesis etmek adına kararlı bir şekilde toplumsal mücadeleye devam edeceğiz.                  Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz: Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır. Bu düzenin bize tek vaadi daha fazla yoksulluk, daha fazla sefalet, daha fazla baskıdır. Ancak bu böyle gitmez! İnsan, emek ve doğa düşmanı bu düzene ARTIK YETER demenin vakti çoktan geldi!... “            
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Samsun’da da düzenlenen ve çok sayıda sendika ve kuruluşun katıldığı törenle kutlandı.

Kutlamalar, Lise Caddesi’nde toplanan katılımcıların Cumhuriyet Caddesi üzerinden Cumhuriyet Meydanı’na yürümesi ile başladı.  Yürüyüş boyunca sloganlar atılırken, çeşitli sendika ve meslek grupları pankart ve dövizlerle alanda yer aldı.

Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalık, Saygı duruşunun ardından   1 Mayıs Tertip Komitesi temsilcilerinin yaptığı konuşmaları dinledi. Konuşmalarda emek, dayanışma ve çalışma hayatına ilişkin mesajlar verildi. Program, müzik eşliğinde devam ederken katılımcılar bir süre meydanda kutlamalarını sürdürdü.

1 Mayıs kutlama komitesini oluşturan Sivil Toplum Kuruluşlarının ortak metni  okundu. Metinde şu ifadelere yer verildi: “ Biz işçileriz, kamu emekçileriyiz, mühendisleriz, mimarlarız, hekimleriz, emeklileriz, gençleriz, işsizleriz…  Açlık sınırının 36 bin, yoksulluk sınırının 109 bin lirayı aştığı bu dönemde, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla soframızdaki lokma küçültülmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır.

Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Emekliler "sosyal bir yük" değildir, yıllarca verilen emeğin karşılığını bekleyen hak sahipleridir. Seyyanen zam ve intibak yasası ile ekonomik hakları iyileştirilmelidir. İnsanca yaşayacak bir ücrete sahip olmalıdır. Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız. b Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: O DA EMEKTE BİRLEŞMEMİZDİR.

Buradan; Doruk maden işçilerinin hakettikleri maaşlarını alamadıkları için yapmış olduğu eylem ve açlık grevi sonucundaki kazanımlarını alkışlıyoruz. Mücadele edenler her zaman kazanamaz ANCAK, KAZANANLAR HEP MÜCADELE EDENLERDİR.

Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Örgütlenme hakkı temel bir haktır ancak bugün sendikal faaliyetler engellenmekte, grevler yasaklanmaktadır.  Memurların evrensel normlara uygun, grevli toplu sözleşme hakkının güvence altına alındığı sendika yasası hayata geçirilmelidir.

Mağduriyetler sadece ekonomik değildir. İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Özellikle kadın çalışanlara yönelik şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır.

Kamuda aynı işi yapmalarına rağmen sözleşmeli, 4B li, ücretli, kadro dışında kalanlar farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Taşeron işçilik son bulmalı, haksız ihraç edilen KHK’lılar işine dönmeli ve mülakat sistemi kaldırılarak liyakat esas alınmalıdır.

. "Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır."

Ayrıca engelli bireylerin istihdamı önündeki engeller kaldırılmalı ve erişilebilirlik sağlanmalıdır. Laikliğe saldırılar artarken kadın cinayetleri ve hak gaspları yaygınlaşmaktadır. Kadınlar, erkek şiddetine ve güvencesiz çalışmaya karşı dünyanın her yerinde isyan etmektedir. Genç işsizliği büyürken, çocuklar ÇEDES ve MESEM projeleriyle ağır iş koşullarına itilmektedir. Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir

"Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır." Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı, çocuktan katil yaratılmadığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır.

Çalışma hayatı ölüm saçmaya devam etmekte, "Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir." Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.

Sağlığın piyasalaştırılmasına ve 'Sağlıkta Dönüşüm' adı altındaki yıkım politikalarına karşı, herkes için parasız, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkını savunuyoruz. Sağlık emekçilerinin insanca yaşaması için emekliliğe yansıyacak tek kalem, güvenceli ve yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret öncelikli talebimizdir.

Güvenli çalışma ortamlarının sağlandığı, sağlıkta şiddetin politik bir tercih olmaktan çıkarılıp cezalandırıldığı ve ücretsiz kreş imkanının sunulduğu bir çalışma yaşamı için alanlardayız. Sermayeye değil halka, ranta değil sağlığa bütçe ayrılana dek mücadelemize devam edeceğiz.Emperyalist barbarlık, Gazze ve İran çevresindeki savaşlarla emeği ve yaşamı yok etmektedir. "Ortadoğu’da, özellikle de İran hattında yükselen savaş çığlıkları; emperyalizmin 'demokrasi' maskesiyle kanlı ellerini coğrafyamıza uzattığını göstermektedir .ABD ve İsrail’in savaş politikalarına karşı barışı savunmak, aynı zamanda emeği savunmaktır. ABD ve İsrail’in emperyalist saldırganlıklarına dur denilmelidir.

Hepimiz biliyoruz ki demokrasinin, adaletin, hukukun olmadığı bir yerde emekçilerin hakları da yok sayılıyor. Tam da bu yüzden ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğünden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına, seçme ve seçilme hakkından, sendikal hak ve özgürlüklere, haber alma hakkına kadar uzanan saldırılar sömürü düzenini güçlendirmek için yapılıyor. Eleştireni, sorgulayanı, soru soranı, hak, hukuk, adalet isteyeni susturmak için memlekette ne Anayasa ne de hak hukuk bırakmıyorlar. İktidar bu politikalarına rıza göstermeyen öğrencisinden, politikacısına, gazetecisine, sendikacısına, toprağına sahip çıkan köylüsüne kadar her kesime savaş açmış durumda.

Eleştireni, sorgulayanı, soru soranı, hak, hukuk, adalet isteyeni susturmak için memlekette ne Anayasa ne de hak hukuk bırakmıyorlar. İktidar bu politikalarına rıza göstermeyen öğrencisinden, politikacısına, gazetecisine, sendikacısına, toprağına sahip çıkan köylüsüne kadar her kesime savaş açmış durumda. "Onlarca suç kaydı olanlar sokaklarda yeni suçlar işlemeye devam ederken seçilmiş siyasetçiler bulanık soruşturmalarla tutuklanıyor.

 Kalemini satmayan gazeteciler, hakikatten yana söz söyleyen aydınlar, emekçinin hakkı için mücadele veren sendikacılar şafak operasyonlarıyla evlerinden alınıyor. Tek adam rejimi eliyle yargının araç haline getirildiği ve hukukun siyasallaştığı bu süreçte; kayyum atamaları ve siyasi davalar yoluyla halk iradesi gasp edilmektedir. Bu antidemokratik kuşatmaya karşı, emeğin haklarını ve demokrasiyi yeniden tesis etmek adına kararlı bir şekilde toplumsal mücadeleye devam edeceğiz.                 

Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz: Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır. Bu düzenin bize tek vaadi daha fazla yoksulluk, daha fazla sefalet, daha fazla baskıdır. Ancak bu böyle gitmez! İnsan, emek ve doğa düşmanı bu düzene ARTIK YETER demenin vakti çoktan geldi!... “

 

 

 

 

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve karadenizhayat.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.